Bu Blogda Ara

16 Aralık 2011 Cuma

Bir aşk masalı…

Ne zaman nerede elinize değeceği belli olmayan ve asla tahmin edemeyeceğiniz.
Aylar önce başlamış, olgunlaşmış hisler yumağı.
Her an düşüncelerde yaşayan ve asla gerçekleşmeyen o!
İsmi hiç ilginç değil, biliyorum!
İlginç olan yaşanmamış olması, bu da gerçek!
                Son zamanlarda sürekli düşüncelerimde yaşattığım gizli hayalim. Her şeyden önce gerçek mi yoksa sadece hayal mi bilemiyorum…
                Günlerden ılık ve sarı bir hazan günüydü, koşuşturmaca dolu yeni bir ortam. Yeni kelimesinin anlattığı gibi, bazen buruk, bazen heyecan verici günlerden idi. Bahçesinde meşe ağaçlarının sararmış yapraklarının süslediği eski ve bir o kadar da bakımsız bir binanın katları arasında dolaşırken karşılaşmıştık. Elimde bir kağıt parçası nerede olduğumu bulmaya çalışır iken, göz göze geldik. Gözlerindeki parıltı karanlık ve uzun koridorun neredeyse tek ışık kaynağı idi. O, size bahsettiğim işte.
                Yıllar sonra unuttuğum, terk ettiğim hislerimin eski ve etrafı yosunlar ile kaplı o kocaman ahşap sandıktan usulca çıktıklarını ve hiç yaşanmamışçasına, etrafını tanımaya çalışan çocuk misali kontrolsüz, hesapsız, içgüdüsel hareketleriydi bu masal.
                O hazan günü yeniden yaşadığımı hissetmemi sağlamıştı. Aman tanrım ne kadar uzun zaman olmuştu, böylesine huzur ve mutluluk hissetmeyeli. Omuzlarımda kısacık ömrümün ağırlığını bir anda bırakmış gibi hissetmeme sebep olan O! Ve yine bir son bahar günü rastlamıştım O’na. Kader mi denir? Tam olarak tarif edemiyorum.
                Sıradan düz saçlarına vuran ışıkların yansımaları, gözlerinin parıltısı ile aydınlattığı o eski binanın uzun ve karanlık koridoru ne kadar romantik olabilirdi ki?
                Kısacık birkaç cümle ile geçiştirdik zamanı, ne bekliyorduk ki? Hiç…

11 Haziran 2011 Cumartesi

Geçmişten gelen kâbus.

Yeniyiz şu dünyada, dünya dünya!

Yüzyılın yalanı demokrasi! Ya varsa?
Var mıdır dersiniz? Kim bilir?
Eller mahküm yaşıyoruz. Son yüzyılda neler değişmedi ki? Eller mahküm sonuçta kim bilecek ne değiştiğini? Sorular hep klasik. Yaşamlar da öyle. Dönencenin ucundaki kim? Kim çeviriyor bu çarkı? Çark dedim de aklıma arabanın tekeri geldi. Gözünüzü üzerinde yazan bir harfe odaklarsınız ama araba hareket ettiğinde bir türlü o harfi bulamazsınız. Zaman herşey mi ne? Yüzyılımızın en kasvetli günleri bu günler olsa gerek. Geçmiş yüzyıllara bakılacak olursa hep başlangıçlar sancılı olmuş. Yazık bize!

Yine, yeniden bir seçimin arifesindeyiz. Seçilecek olan sadece bir ikdidar değil ülkenin rejimi oylanacak. Malüm yeni anayasa yapılacak, çok büyük, büyüklerimiz bizler için biçilen yeni sistemi oylayacaklar. Onlar kabul edecek bizler onaylayacağız. İşte geçmişimizin kâbusu bu değil mi? Anayasamızı kimse savunmaz herhalde ama ya yenisi? Yeni anayasa yapmak, yeni sistem yaratmaktır. İsterseniz şöyle düşünelim;

Eğer yeni kurallar konacaksa ya da yeni kurallar eklenecekse bunun adı yeni olur. Yeni olan şey yeni kurallar ağıdır. Bunun adı yeni sistemdir. İşte bu sebeptendir ki başkanlık sistemi ortaya atıldı. Peki ne olacak sorusunu ben de merak ediyorum. İzleyip göreceğiz.

Herkes gibi ben de iyi şeylerin olmasını diliyorum eğer mümkünse. Mümkün müdür?

20 Mayıs 2011 Cuma

Karalamaca Volum2

Uzunca bir ara mı vardı ne? Bildiğiniz gibi şu aptal yasaklardan nasibimizi aldık. 22 ağustosta ne olacak çok merak ediyorum. BTK başkanı ve ulaştırma bakanına göre her şey eskisi gibi olacak. Tatmin oldunuz mu?

İşin aslı bürokrasi ve siyasetin içindeki kurum başkanlarına olan güvenin çok az olması. Güvenin az olması, birincil olarak yöneticilerin suçudur. Çernobil kazası olduğunda televizyonda radyasyonlu çayı yudumlayan zavallı bakan Cahit Aral'dan örnek vermek gerekirse durumun neden yöneticilerin suçu olduğunu anlamamız kolaylaşıyor. Tutarlı ve gerçek bilgi vermemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Japonya gibi bir ülkede dahi bazı bilgileri halktan gizlemek mümkün olabiliyor. Japonya dememin sebebi, Japon kültüründe olan millet bilincidir. Ülkemiz hangi bürokrat veya siyasi olursa olsun herhagi bir toplumu ilgilendiren olayda verdikleri bilgilerin doğruluğu her zaman uzunca sorgulanmakta. Hatta doğru söyleseler bile epey süre yalan olduğu kanısı yıkılamamakta. Esasında bu durum bürokrasinin büyük ayıbıdır. Sonuç olarak bu kurumların tamamı kamu yararına kurulmuş kurumlardır ve aslolan insandır. Eğer siz halkınızı ikna edemiyorsanız veya halkınız size inanmıyorsa o kurumların da bir değeri kalmaz. Son günlerde sıkça bahsi geçen ÖSYM gibi.

Nedir o şifre rezaleti. İnanın haberi ilk okuduğumda ağzımdan ilk çıkan söz yok artık Ali oldu. Hakikatten yok artık! Bu rezalet ülke tarihimizin en kötülerinden biri herhalde. Susurluk kazası sonucu ortaya dökülenleri hatırlarsınız işte bu olay da eğitimin susurluğu. Düşüncelerimde kendimi teselli etmeye çalışıyorum en azından ''yoktur ya böyle bir şey, yoktur canım, o kadar öğrencinin emeğini çalmazlar, çalmazlar tabi ki.'' diyebilmek için. Ne mümkün! Nasıl söyleyebiliriz ki böylesine içi çürümüş kurumların birde başlarında Ali Demir gibi kişilerin olması kurumlara duyulan güvenin yerle yeksan olmasını kolaylaştırıyor. Özrü kabahatinden büyük açıklamalar. Şu ''sehven'' olayı ayrı bir rezaletti. Bu güne kadar bir devlet kurumunun bu kadar eğilip büküldüğünü görmedim. Birde bu kurum sözde akademisyenlerin olduğu bir eğitim kurumu. Üstüne ''infial'' nasıl oluyor da bir akademisyen çalarak profesör olabiliyor? Aklım almıyor gerçekten. Bu ahlaksızlıklar için, halk içinde kullanılmayan kelimelerin seçilerek anlatılması ayrı bir durum. Genelde cemmat lideri bir şahsın taktikleridir bunlar. Arapça ve Farsça ağırlıklı kelimeler seçer ki, etrafındaki kimse onu anlamasın, soru soramasın, kendisini cahil hissetsin ki o da rahatlıkla konuşsun.

Şimdi ise Kütahya/Simav'da olan deprem gündemde. Asıl korku verici olan Kütahya'daki gümüş madeninin siyanür havuzu. O çok güvenilir bürokratlarımızdan hiç tehlike yok açıklamaları geliyor, İTÜ ve ODTÜ profesörleri durumun vahim olduğu konusunda ısrarcı. Üstüne bağımsız kuruluş analistleri durumu kaygı verici olarak niteliyor ve bu durumda yine bürokrasiye güven yerlerde sürünüyor. Halkın sağlığını ve geleceğini etkileyen durumlarda neden bu kadar cömert açıklamalarda bulunuyorlar hiç anlamıyorum. Siz bürokratlar siyasetçilerin arkasını kollamak zorunda değilsiniz ki. Mesele çıkar ilişkilerinden çok daha önemli binlerce insanın sağlığı söz konusu.

İşin aslı o ki. Halkın güvenlik ve adalet için kurduğu devlet kurumunun organlarına olan güvenin az olması o ülkedeki istikrar ve huzuru yerlebir ediyor. Eğer yaşadığım ülke benim hakkımı korumuyor, geleceğimi garanti altına alamıyorsa birşeylerin değişmesi gerekir. Değil mi?

24 Şubat 2011 Perşembe

Vesaire...

Sonu olmayan bir uçurumun başlangıcı gibi...!

Yok intihar mektbu değil. Sakın sevinme! Okuyucu.

Mevzu bahis döviz kurları arkadaşlar. Ne olacak bu yuronun hali? Bir bilen var mı?

Gün itibari ile 2.21 TL seviyelerinde, sonunun ne olacağı kestirmek çokta zor değil. 2008'de ne olduysa aynısının tekrarı gibi geliyor bana. Hep aynı enerji hamleleri(oyunları). Enerji çoğrafyası olarak adlandırabileceğimiz arap ülkelerinin, istikrar fakiri olmasının tek sebebi ellerindeki büyük enerji gücü ve eğitimsiz (bırakılmış ve, veya) halkları. Mevcut yönetimleri savunacak değilim, zaten savunulacak neyi var ki? Fakat yeni gelenlerde farklı olmayacak bunu herkesin hissettiğine eminim. Oralarda mükemmel bir devlet otoritesi aynı zamanda adil ve eşit bir yönetim olmayacağını (burada klasik bir özdeyişle beyinlerinize gireceğim) kundaktaki bebek bile biliyor (çok iyi oldu be..).

Bunun nedenlerini sürekli düşünüyor veya düşündüğümü düşünüyorum. İşte öyle bişey. Sorun şu ki; Türkiye Cumhuriyeti yönetim şekli itibari ile bu ülkelere örnek gösteriliyor. Temelde hiç sıkıntı yok! Fikir güzel. Koskocaman bir ama (AMA) ile yazıma devam etmek istiyorum. Bizim ülkede de eşitlik ve hak yok ki! Neyi örnek gösteriyorlar.

Padişahlık kaldırıldı mı?
a)galiba
b)bilmem beyim bilir
c)padişahım çok yaşa
d)hâşâ

Kaldırılmamış galiba. Osman Pamukoğlu'nun bu sözünü çok seviyorum ''Eskiden bir taneydi şimdi envai çeşit''. Bu arada şıklı atraksiyonu Yılmaz Özdil'den (ç)aldım.

Tüm siyasal ve bürokratik yapı padişah gibi davrandığı için meşrutiyetle mi yoksa demokrasi ile mi yönetildiğimizi bilmiyorum. Hala karar vermiş değilim. Ve yine bu siyasal ve bürokratik yapı yüzünden ne hak nede eşitlik bizlerle olmayacak. Alakasız gibi görünüyor olabilir, fakat yuronun 2.21 TL olmasının temel nedenidir. Beceriksiz ekonomi yönetimi, adaletsiz vergilendirme, adaletsiz kazanç dağılımı, vesaire , vesaire.

Saygılarımla.

22 Şubat 2011 Salı

Karalamaca - Başlangıç

Gez, göz, arpacık...

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki rejimlerin zor günler geçirdiği bu günlerde bir blog açayım dedim. Ne gerek vardı ya? Bende bilmiyorum. Bu yazılanları kim okuyacak veya ne amaçlıyorum. Falan filan...

Öyle sanıyorum ki, yazacaklarımın tek amacı kişisel tatmin. Gelişen ve asosyalleşen dünyada sosyalleşme?(sanal sosyalleşme) o da ne oluyorsa?

Karalamacaların esas amacı karalanan yazıların arzu edenlere ulaştırılacağı bir araç olmaktır. Bunları karalayan olarak ben veya buraya karalamalarını gönderenlerde olabilir.

Burada yayınlanan herşey özgün olacak ve alıntı yapıldığında kaynakça belirtilecektir.

Mümkün olduğunca güncel siyaset veya hayattan bişeyler karalanacaktır. Bu bir proje değildir. Okumayı sevenlere hitap edeceğini düşünüyorum. Bendeniz hiç blog takibi yapan biriyim. Bakalım bu ilk denemem nasıl olacak.

Saygılarımızla Yönetim.

Şaka şaka yalnızım düzeltiyorum. Saygılarımla.