Bu Blogda Ara

20 Mayıs 2011 Cuma

Karalamaca Volum2

Uzunca bir ara mı vardı ne? Bildiğiniz gibi şu aptal yasaklardan nasibimizi aldık. 22 ağustosta ne olacak çok merak ediyorum. BTK başkanı ve ulaştırma bakanına göre her şey eskisi gibi olacak. Tatmin oldunuz mu?

İşin aslı bürokrasi ve siyasetin içindeki kurum başkanlarına olan güvenin çok az olması. Güvenin az olması, birincil olarak yöneticilerin suçudur. Çernobil kazası olduğunda televizyonda radyasyonlu çayı yudumlayan zavallı bakan Cahit Aral'dan örnek vermek gerekirse durumun neden yöneticilerin suçu olduğunu anlamamız kolaylaşıyor. Tutarlı ve gerçek bilgi vermemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Japonya gibi bir ülkede dahi bazı bilgileri halktan gizlemek mümkün olabiliyor. Japonya dememin sebebi, Japon kültüründe olan millet bilincidir. Ülkemiz hangi bürokrat veya siyasi olursa olsun herhagi bir toplumu ilgilendiren olayda verdikleri bilgilerin doğruluğu her zaman uzunca sorgulanmakta. Hatta doğru söyleseler bile epey süre yalan olduğu kanısı yıkılamamakta. Esasında bu durum bürokrasinin büyük ayıbıdır. Sonuç olarak bu kurumların tamamı kamu yararına kurulmuş kurumlardır ve aslolan insandır. Eğer siz halkınızı ikna edemiyorsanız veya halkınız size inanmıyorsa o kurumların da bir değeri kalmaz. Son günlerde sıkça bahsi geçen ÖSYM gibi.

Nedir o şifre rezaleti. İnanın haberi ilk okuduğumda ağzımdan ilk çıkan söz yok artık Ali oldu. Hakikatten yok artık! Bu rezalet ülke tarihimizin en kötülerinden biri herhalde. Susurluk kazası sonucu ortaya dökülenleri hatırlarsınız işte bu olay da eğitimin susurluğu. Düşüncelerimde kendimi teselli etmeye çalışıyorum en azından ''yoktur ya böyle bir şey, yoktur canım, o kadar öğrencinin emeğini çalmazlar, çalmazlar tabi ki.'' diyebilmek için. Ne mümkün! Nasıl söyleyebiliriz ki böylesine içi çürümüş kurumların birde başlarında Ali Demir gibi kişilerin olması kurumlara duyulan güvenin yerle yeksan olmasını kolaylaştırıyor. Özrü kabahatinden büyük açıklamalar. Şu ''sehven'' olayı ayrı bir rezaletti. Bu güne kadar bir devlet kurumunun bu kadar eğilip büküldüğünü görmedim. Birde bu kurum sözde akademisyenlerin olduğu bir eğitim kurumu. Üstüne ''infial'' nasıl oluyor da bir akademisyen çalarak profesör olabiliyor? Aklım almıyor gerçekten. Bu ahlaksızlıklar için, halk içinde kullanılmayan kelimelerin seçilerek anlatılması ayrı bir durum. Genelde cemmat lideri bir şahsın taktikleridir bunlar. Arapça ve Farsça ağırlıklı kelimeler seçer ki, etrafındaki kimse onu anlamasın, soru soramasın, kendisini cahil hissetsin ki o da rahatlıkla konuşsun.

Şimdi ise Kütahya/Simav'da olan deprem gündemde. Asıl korku verici olan Kütahya'daki gümüş madeninin siyanür havuzu. O çok güvenilir bürokratlarımızdan hiç tehlike yok açıklamaları geliyor, İTÜ ve ODTÜ profesörleri durumun vahim olduğu konusunda ısrarcı. Üstüne bağımsız kuruluş analistleri durumu kaygı verici olarak niteliyor ve bu durumda yine bürokrasiye güven yerlerde sürünüyor. Halkın sağlığını ve geleceğini etkileyen durumlarda neden bu kadar cömert açıklamalarda bulunuyorlar hiç anlamıyorum. Siz bürokratlar siyasetçilerin arkasını kollamak zorunda değilsiniz ki. Mesele çıkar ilişkilerinden çok daha önemli binlerce insanın sağlığı söz konusu.

İşin aslı o ki. Halkın güvenlik ve adalet için kurduğu devlet kurumunun organlarına olan güvenin az olması o ülkedeki istikrar ve huzuru yerlebir ediyor. Eğer yaşadığım ülke benim hakkımı korumuyor, geleceğimi garanti altına alamıyorsa birşeylerin değişmesi gerekir. Değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder