Ne zaman nerede elinize değeceği belli olmayan ve asla tahmin edemeyeceğiniz.
Aylar önce başlamış, olgunlaşmış hisler yumağı.
Her an düşüncelerde yaşayan ve asla gerçekleşmeyen o!
İsmi hiç ilginç değil, biliyorum!
İlginç olan yaşanmamış olması, bu da gerçek!
Son zamanlarda sürekli düşüncelerimde yaşattığım gizli hayalim. Her şeyden önce gerçek mi yoksa sadece hayal mi bilemiyorum…
Günlerden ılık ve sarı bir hazan günüydü, koşuşturmaca dolu yeni bir ortam. Yeni kelimesinin anlattığı gibi, bazen buruk, bazen heyecan verici günlerden idi. Bahçesinde meşe ağaçlarının sararmış yapraklarının süslediği eski ve bir o kadar da bakımsız bir binanın katları arasında dolaşırken karşılaşmıştık. Elimde bir kağıt parçası nerede olduğumu bulmaya çalışır iken, göz göze geldik. Gözlerindeki parıltı karanlık ve uzun koridorun neredeyse tek ışık kaynağı idi. O, size bahsettiğim işte.
Yıllar sonra unuttuğum, terk ettiğim hislerimin eski ve etrafı yosunlar ile kaplı o kocaman ahşap sandıktan usulca çıktıklarını ve hiç yaşanmamışçasına, etrafını tanımaya çalışan çocuk misali kontrolsüz, hesapsız, içgüdüsel hareketleriydi bu masal.
O hazan günü yeniden yaşadığımı hissetmemi sağlamıştı. Aman tanrım ne kadar uzun zaman olmuştu, böylesine huzur ve mutluluk hissetmeyeli. Omuzlarımda kısacık ömrümün ağırlığını bir anda bırakmış gibi hissetmeme sebep olan O! Ve yine bir son bahar günü rastlamıştım O’na. Kader mi denir? Tam olarak tarif edemiyorum.
Sıradan düz saçlarına vuran ışıkların yansımaları, gözlerinin parıltısı ile aydınlattığı o eski binanın uzun ve karanlık koridoru ne kadar romantik olabilirdi ki?
Kısacık birkaç cümle ile geçiştirdik zamanı, ne bekliyorduk ki? Hiç…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder