Bu Blogda Ara

21 Haziran 2012 Perşembe

Gün sıcak ve sessiz...


   Bugün otuziki derece..
   
   Bugün sıcak…
   
   Fiziksel şartların ne önemi var ki? Yazın ortasında gölgede kırk derecede bile üşüyebilirsiniz. Bugün benim hissettiklerim gibi. Matemin bir başka şekli, hayalimdeki yerde değilim çoğunuz gibi. Gözü pek efelerin dağlarda başkaldırısı gibi başkaldırmak istiyorum düzene.
   
   Gün sıcak ve sessiz. Hayalim de serin bir esinti, çıplak toprak üzerine düşen yağmur damlacıkları ve sonrasında  o toprak kokusunu koklamak var. Hayalim de içinde hiç olmayacağım belirsizliklerini, hiç yaşanmayacak hüzünlü günler var.
   
   Gün sıcak ve sessiz. Çorak toprakların su ile buluşması, sarı otların yeşermesi gibi serinlik istiyor bedenim.

    Evet gün sıcak ve sessiz…

17 Haziran 2012 Pazar

Ve yine o şarkı...


   Dokunaklı şiirlerin yazıldığı gecelerde, öylesine bir iç çekiş, buğulu gözlerin ardındaki yalnızlık. Yine bir yıpranışın eteklerinde iken, yazıyorum bu satırları nedendir bilmem bu aciz halim. Güçlü bir devin çaresizliğini yaşıyorum. Kesinlikle ilk değil ve son da olmayacak. Kişilik mi dersiniz karakter mi? Bilmem! Böyle işte.
   Hesapların hep açık verdiği, durmadan aynı şarkının çaldığı, duvarları yarıya kadar ahşap döşemeli küçük köhne bir barda, kadehteki parmak izlerini sayarken uyanıyorum ve hep o rûya. Uyandığımı sanıp gerçekliği ararken yine uykuda olduğumu fark ediyorum. Gerçek ile gerçeklik arasında sıkışmış kısır döngüdeki hayatım böylesine sürüp gidiyor.
   Ve yine o şarkı…
  Yakın zamanda almaya başladığım ilaçlarıma yoruyorum, yorgun geçen günlerimi veya iklimin bunaltıcı sıcağına. Hayat bu kadar kısa ve basit iken bu denli zorlaştırmak neden? Ağdalı cümleler ve sonu hiç belli olmayan imalar ile yazılan satırların anlamsızlığı bir yana, ağustosta eylülü yaşıyorum.
   Öylesine durgun ve kırgın.