Dokunaklı şiirlerin yazıldığı gecelerde, öylesine bir iç
çekiş, buğulu gözlerin ardındaki yalnızlık. Yine bir yıpranışın eteklerinde
iken, yazıyorum bu satırları nedendir bilmem bu aciz halim. Güçlü bir devin
çaresizliğini yaşıyorum. Kesinlikle ilk değil ve son da olmayacak. Kişilik mi
dersiniz karakter mi? Bilmem! Böyle işte.
Hesapların hep açık verdiği, durmadan aynı şarkının çaldığı,
duvarları yarıya kadar ahşap döşemeli küçük köhne bir barda, kadehteki parmak
izlerini sayarken uyanıyorum ve hep o rûya. Uyandığımı sanıp gerçekliği ararken
yine uykuda olduğumu fark ediyorum. Gerçek ile gerçeklik arasında sıkışmış
kısır döngüdeki hayatım böylesine sürüp gidiyor.
Ve yine o şarkı…
Yakın zamanda almaya başladığım ilaçlarıma yoruyorum, yorgun
geçen günlerimi veya iklimin bunaltıcı sıcağına. Hayat bu kadar kısa ve basit
iken bu denli zorlaştırmak neden? Ağdalı cümleler ve sonu hiç belli olmayan
imalar ile yazılan satırların anlamsızlığı bir yana, ağustosta eylülü
yaşıyorum.
Öylesine durgun ve kırgın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder