Bu Blogda Ara

24 Şubat 2013 Pazar

Fil'in kuyruğu kısa...

   Sayın okur bu detayı yakalabiliyorsan sende umut var demektir. Sevin!
   Son günlerde sıkça ''İmralı'' kelimesini işitiyorsunuz. Başlı başına bir ada ismi ötesi yok! Fakat bizim sözüm ona zeki siyasetçilerimiz, bazıları futbolcudan bozma, bazılarına sıfat bulmakta zorluk çekiyorum. Neyse siz söylediniz zaten.
   Bu narin adanın ismini kullanarak, daha önceleri ''bebek katili'', ''bölücü başı'', ''cani'' sıfatları ile bütünleşen o evrimini tamamlayamamış arada bir yerde sıkışıp kalmış omurgalı canlının sıfatlarına yenisini eklemeye çalışıyorlar. Amaç o ki bu şekilsiz yaratığı sevimli, katlanılabilir, masum olmasa da ''ne var canım yapmış bir hata'' dercesine halkın gözünün içine baka baka AHMAK yerine koymak. 
   Sonra birden bire bir çakma milletvekili çıkıyor ve kimlik bunalımında olduğu çok açık, kendisini beyan ederek siyasette bende varım demeye çalışıyor. YOKSUN! Sen hiçbir yerde yoksun. Sen doğmadan ölmüşsün veya kendi imkanların ile doğup, doğanın sana acıması ile besin maddesi bularak bu günlere gelmişsin. Şimdi kimlik bunalımında olman normal. Sizlerde biliyorsunuz ki bir insanda ne yoksa onu arar. Aynı bizim bu sonradan olma milletvekilimiz gibi. Öte yandan bir önderleri var. Onda bir insanın hayatta var olabilmesi için gerekli hiçbir şey olmadığından hep arayış içerisinde. Sonunda bulur mu bulamaz mı bilemiyorum ama şimdiden aradığını en yakın zamanda bulması için ona şans diliyor ve bir kutu vazelini ona hediye etmek istiyorum. Ne demiş atalarımız ''sakla samanı gelir zamanı''.

15 Şubat 2013 Cuma

İlk randevu...

   Gittiniz değil mi?
   O kadar heyecan yaşadınız, değdi mi?
   Bugün davranış rehberinde klasik insan oğlunun yaşadığı en utanç verici anlardan biri olan ilk buluşmayı ele alacağım. Kısa ve öz.
   Madde 1- Hayatının dönüm noktası olacak bir gün'desin. Kaşarlanmak diye tabir edilen Türkçe sözlük anlamı tecrübe olan bir durum yaşayacaksın. İyi giyin, ayık ol ve yanında paran olsun!
   Madde 2- Özellikle erkekler için yazıyorum. Ayakkabılarını boya be adam! Ellerine bir bak! Tırnaklarının altındaki pisliklerle mi gideceksin manitayı tavlamaya? Hadi banyoya. Biliyorum ayda bir giriyorsun oraya ama artık daha sık girmen gerek. Tütüm kolonyasını bırakma zamanı. Kendine bir iyilik yap ve deodorant al!
   Madde 3- Buluşma mekanını herkesin kullanmaktan çok zevk aldığı yerlerden seçme! Lâkin ağaç misali saatlerce dikilmek var ucunda. Bir kafede buluşmak üzere sözleşebilirsin. En azından ''o'' gelmezse ekildim demeden. Çayını kahveni içer, bi'şeyler yersin. (Yemezsin sen fakir oğlan kendini kandırma, çayın 1-2 lira olduğu bir yer tercih et çünkü fakirsin.)
   Madde 4- Hiç kendini kasma ergen arkadaş. Bu bir ilk ama son olmayacak. Hayatın altın kurallarını öğrenmen için bu çarktan geçmek zorundasın. Hatunun kaşarından, erkeğin kokanından uzak dur! 

14 Şubat 2013 Perşembe

Bırak dağınık kalsın...

   Yaşadığınız süre ne olursa olsun size öğreteceği ilk şey; kazanmanın sevinci ve kaybetmenin üzüntüsüdür. Neyi nasıl kazanıp kaybedeceğimize girmeden kısa ve öz kendi çapımda konuyu özetlemek istiyorum.
   Madde 1- Kazandığın zaman kazanmışsındır  (fazla abartma) sevin! Gerisini salla çünkü sana dokunan yoktur!
   Madde 2- Kaybettiğin zaman (belli etme) üzül! Biraz oyunculuk yeteneğin varsa oyna kaybetmezsin. Hatta kaybettiği halde çamura yatıp haklı çıkanları gördü bu bünye. Sende oyna bir yerin eksilmez.
   Madde 3- Her ne olursa olsun sonuç tatmin edici ise; ''bırak dağınık kalsın'' meseleyi daha fazla kurcalama.
 

9 Şubat 2013 Cumartesi

Hayat dağarcığı...

   Büyümekte olan şehirlerdeki hayat dağarcıklarının öyküsü bu.
   Sürekli kürek çekilip aynı noktada kalmanın bir başka söyleniş tarzı.
 
   Hayatınızda eminim ki en az bir defa arkanıza yaslanıp yaşadığınız ana kadar olan hayatınızı sorgulamışsınızdır. Sorgulayışınız güzel ama sonuç alamamanız hiç şaşırtıcı değil. Okumakta olduğum psikoloji kitaplarında değinildiği gibi her şey çocuklukta mı başlar?  
 Ucuz amerikan filmlerindeki sahneler aklıma geliyor. Bir deri koltuk, güzel işlenmiş kahve tonlarda. Üzerinde kocaman düğmeleri var ve hikâyenin başkahramanı koltukta uzanmış terapist sallanan güzel ve şık sandalyesinde oturuyor. Ofisin camları kocaman. Hayal ettiğinizin aksine, camlar büyük fakat ofisin içi oldukça loş. Yüksek tavanlı taş binanın kapıları özenli ahşap işçiliğinden çıktığı belli. Yine koyu kahve tonlarda yapılmış. Duvarlarında halı kaplı aynı yer döşemesi gibi. Büyük kahve tonlarda bir ahşap masa, büyük evet ama üzerinde pek bir şey yok! Sadece tik tak sesi çıkaran, terapide kullanılan o saat benzeri alet var. Terapistin elinde bir dosya ve muhtemelen pahalı bir kalem.
   ...Ve terapist konuşur...
-Çocukluğunuza dönmenizi istiyorum...!
   Bu sahneye bayılırım. Tam bir klasik. Çocukluktan söz etmiş iken değinmeden geçemeyeceğim. Ne güzel günlerdi. Bazen tek amacım sadece bir adet cino alıp onu yavaşça mideye indirmekti.
   İnanmayın! Ben hep hızlı yerim.
   Bu arada cino hâlâ üretiliyor mu bilmem ama üretiliyor ise yarın ilk işim bulabilirsem almak olacak. Yazıyı yazarken kendime çocukluğumda yemekten en çok haz aldığım şey nedir diye sordum. -Cino dedi... Onca şey arasından bunu nasıl hatırladığımı bir başka psikoloji kitabında arayacağım. O da bana çocukluğuma inmem gerektiğini söyleyecek ve bu şekilde bu kısır döngüde devam edeceğiz. Bir başka klasik sahnede görüşmek ümidi ile... Hoşça kalın!