Büyümekte olan şehirlerdeki hayat dağarcıklarının öyküsü bu.
Sürekli kürek çekilip aynı noktada kalmanın bir başka söyleniş tarzı.
Hayatınızda eminim ki en az bir defa arkanıza yaslanıp yaşadığınız ana kadar olan hayatınızı sorgulamışsınızdır. Sorgulayışınız güzel ama sonuç alamamanız hiç şaşırtıcı değil. Okumakta olduğum psikoloji kitaplarında değinildiği gibi her şey çocuklukta mı başlar?
Ucuz amerikan filmlerindeki sahneler aklıma geliyor. Bir deri koltuk, güzel işlenmiş kahve tonlarda. Üzerinde kocaman düğmeleri var ve hikâyenin başkahramanı koltukta uzanmış terapist sallanan güzel ve şık sandalyesinde oturuyor. Ofisin camları kocaman. Hayal ettiğinizin aksine, camlar büyük fakat ofisin içi oldukça loş. Yüksek tavanlı taş binanın kapıları özenli ahşap işçiliğinden çıktığı belli. Yine koyu kahve tonlarda yapılmış. Duvarlarında halı kaplı aynı yer döşemesi gibi. Büyük kahve tonlarda bir ahşap masa, büyük evet ama üzerinde pek bir şey yok! Sadece tik tak sesi çıkaran, terapide kullanılan o saat benzeri alet var. Terapistin elinde bir dosya ve muhtemelen pahalı bir kalem.
...Ve terapist konuşur...
-Çocukluğunuza dönmenizi istiyorum...!
Bu sahneye bayılırım. Tam bir klasik. Çocukluktan söz etmiş iken değinmeden geçemeyeceğim. Ne güzel günlerdi. Bazen tek amacım sadece bir adet cino alıp onu yavaşça mideye indirmekti.
İnanmayın! Ben hep hızlı yerim.
Bu arada cino hâlâ üretiliyor mu bilmem ama üretiliyor ise yarın ilk işim bulabilirsem almak olacak. Yazıyı yazarken kendime çocukluğumda yemekten en çok haz aldığım şey nedir diye sordum. -Cino dedi... Onca şey arasından bunu nasıl hatırladığımı bir başka psikoloji kitabında arayacağım. O da bana çocukluğuma inmem gerektiğini söyleyecek ve bu şekilde bu kısır döngüde devam edeceğiz. Bir başka klasik sahnede görüşmek ümidi ile... Hoşça kalın!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder