Bu Blogda Ara

21 Nisan 2013 Pazar

Asil soylu küçük kız...

   Bir elmanın diğer yarısının ayrılışı gibi küçük yaşta ayrılmıştı doğduğu topraklardan. Yağmur dolu bulutlara bakarak yol alıyordu daha önce hiç gezmediği çimeni yeni bitmiş o uçsuz bucaksız düz arazinin ufkuna. Yanında ailesinden geriye kalan bir bavul ve özlemleriyle bitkindi. Savaşın en acı faturasını ödemiş, yorgun düşmüş vücudu ve belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayalleri ile yeni hayatına doğru yol alıyordu.
   Vakit bir hayli geç olmuş güneş batmak üzereydi. Aceleci adımları sonu gelmek bilmeyen o kuraklıktan çatlamış toprak patikanın bir an önce bitmesini ve tren garında sabahlamayı umuyordu. Son treni çoktan kaçırdığının farkındaydı, tüm hayatı gibi o da elinden uçup gitmişti.
   Bir an başını gökyüzüne dikti. Koyu mavi gökyüzünde düşüncelere daldı. Ondan beklenebilecek her soruyu kendine soruyor ve inançlarını sorguluyordu. Nihayet tren garına varmıştı. Tren garında bulmayı umduğu sıcak bir bekleme salonu yerine, garın önünde oturmak zorundaydı. İki ay önceki bombardımanda isabet alan garın çatısı tamamen çökmüş vaziyetteydi. Garın otuz yıllık bekçisi ile sabahladılar. Bekçi neyi beklediğini bilmiyordu ama alışkanlıklar kolay kaybedilmiyor. Otuz yıldır çalıştığı yer onun aynı zamanda eviydi.
   Sabah ilk tren gara geldiğinde küçük kız ayaklandı. Uzunca beklemiş ve çok üşümüştü. Trene bindi adeta acelesi vardı. Oysa ki hayatta ondan başka kimsesi yoktu. Nereye yetişecek? Ne yapacaktı? Soruların cevaplarını verecek durumda değildi. Sadece hisleri ile hareket ediyor, umutlarını kovalıyordu. Bozkırı yarıp geçerken tren uzunca yol almıştı, nerede duracağını bilmeden çıktığı yolda onun hayatını değiştirecek bir işaret  belki yeni bir dünya arıyordu. Savaşın acısı bozkırın her yerinden görülebiliyordu. Şiddetli çarpışmaların ev sahibi şimdi sessiz yasta gibiydi.
   Asil soylu küçük kız her şeyi göze almıştı, lâkin kaybedecek neyi vardı ki? Hayat ona gencecik yaşında tadabileceği en büyük acıları yaşatmış yapa yalnız bırakmıştı. Kararını verdi sonraki garda inecek ve yeni hayatına merhaba diyecekti. Çok geçmeden bir sonraki durak geldi çattı. Ürkek adımlarla vagonun kapısına ilerledi. Derin bir nefes aldı. Etrafına bakınarak merdivenleri inmeye başladı. Onun ürkek tavrını gören kondüktör elini uzattı ve;

- Buyurun efendim, sanırım burada ineceksiniz. Size yardım edeyim.
Asil soylu küçük kız cevapladı ( Kısık ve titrek bir ses tonuyla)
- Teşekkür ederim....! Fakat...!
Dedi ve sustu. Uzun zamandır ilk defa tanımadığı insanlarla konuşuyordu. İçindeki korkusunu belli etmemeye çalıştı ama kondüktör için aslında küçük kızın ne hissettiği çok açıktı. O da savaşta neredeyse tüm ailesini kaybetmişti. Yaşlıydı. İki oğlu savaş meydanında tek kurşun atamadan can vermişti. Karısını hasta yatağında bırakıp çalışmak zorundaydı. Henüz altmış yaşındaydı ama hayat ona oldukça ağır geliyordu.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder