Bu Blogda Ara

3 Nisan 2014 Perşembe

Çocukluk...

   Günlerden pazartesi, gün güneşli, yer yer bulutlar sarmış gökyüzünü. Kuşların ahenkli ötüşleri arasında, bir parkın bankında sırtıma vuran ilkbahar güneşinin sıcaklığı. Parkta koşuşan çocukların nameleri arasında buluyorum benliğimi. Ağaçların henüz doğmakta olan yaprakları ve yeni açmış çiçeklerinin süslediği sokaklarda, endişesiz, korkusuzca top oynamak ve akşam eve gitmemek için annemle pazarlık edesim var.
   Henüz açmış bir mor gül'ün mevsiminde mi yoksa daha erken mi açtığını tartışan amcaların, tartışmasının mantıksızlığı içinde benliğimi yitirmek istiyorum. Teyzelerin örgü ördüğü karşı bankta, pembeli bir kız çocuğu takılıyor gözüme. Nenesi ballandıra ballandıra anlatıyor onu nasıl sevdiğini. Biraz utangaç ve şaşırmış olarak yere bakıyor pembeli küçük kız.
   Hep öyle değil midir çocukluk? Sonsuz cesaret ve ürkekliğin harmanlandığı. Bazen süpermen gibi uçabildiği konusunda arkadaşlarını ikna etmek, bazen en büyük benim babam diye böbürlenmek. Kızdığında ne topunu ne de salçalı ekmeğini paylaşmamak. Ama kızgınlığın başlangıç aşamasında kaldığı. Kendi yaşından bir - iki yaş büyük ve irice olan çocuklardan ölesiye korkan fakat kendisinden yirmi - otuz yaş büyüklere kafa tutan sen değil misin? Ey çocukluk!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder