Soğu bir mart sabahıydı...
Evinin eskimiş ve paslanmış kapısını usulca açtı. Hareket edecek hali yoktu! Öksürdü. Cebinden çıkardığı sigara paketine sarıldı. Bir iki gün önce arkadaşının Bulgaristan'dan hediye getirdiği Victory marka Bulgar sigarasından bir tane yaktı. Dumanını çektiği sigaranın acılığına yakınırcasına;
- Her işi gibi, bu işi de becerememiş Bulgar! deyip evinin önündeki üç basamağı indi.
Gün ağırmak üzere iken çıktığı evinden, sokak başına doğru yürüdü. Saçlarını askerliğin zorlu ortamına hediye ettiğinden başı keldi. Uzun yıllardır askerlik travmasını atlatamadığı için, ufak tefek olsa dahi ani hareketlerde irkilir ve sürekli tehlike hissederdi.
Yıllar evvel askerlik celbi geldiğinde, elinde ne var ne yoksa bıraktı. Tam anlamıyla asker hayranı bu genç, askere gitmek için can atıyordu. Hemen askerlik şubesine gitti. Kapıdaki askerle uzunca konuştu. Tokatlı olduğunu öğrendiği bu asker, askerlik şubesinde altı aydır bulunuyordu.
Ona;
-Askerlik nasıl? diye sordu
Cevabını pek beğenmemiş olsa da, o kafasına koymuştu. Askerlik onun hayallerini süsleyen, olağanüstü heyecanlı, kutsal görevdi.
-Vatan borcu kardaş! dedi son sözünde Tokatlı asker.
Ve bu konuşmayı hatırladı sokağın başında. Kutsaldı evet diye mırıldandı. Sigarasının sonundan bir ağızlık duman daha çekti. Fabrika servisinin geldiğini gördü.
-Tam zamanı. Diye mırıldandı.
Üç aydır boğuştuğu hastalığına rağmen çalışmak zorundaydı. Servise bindi. Her gün yaptığı gibi servis şoförünü selamladı. Usulca yerine oturdu. On bir yıldır çalıştığı bu fabrikanın servisinde her zaman oturduğu koltuğu bile vardı. Yürekli ve namuslu bu fabrika işçisi genç adam, hayallerini düşündü. Geleceğe yönelik o kadar çok beklentisi vardı ki!
Fabrika servisinde çalan radyonun ritmine kapıldı bir an.
''Seher yeli çık dağlara güneş topla benim için''
Evet. Yürekli genç, seher yeli gibi güneş toplamaya işine gidiyordu. Sizin gibi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder