Kırık vazonun kırıntıları arasından geçip geldi güzel kadın. Elinde bir demet gül ve yüzünde o üzgün gülüş. Dargın gibiydi bir yandan bunu saklamak için elinden geleni yapıyordu. Eğildi, yerden aldığı büyük kırık vazo parçasını masanın üzerine bıraktı. Yorgunluktan bitkin düşmüş bedeni daha fazla dayanamadı. Oturacak bir yer bakındı, yatağın kenarına dayandı. Boğuk bir ses ile;
-Bugün her zaman olduğundan daha güzel görünüyorsun
Dedi ve ekledi,
-Buraya gelirken sana daha güzel hediyeler getirmek istiyordum fakat müsaade etmediler.
-Olsun!
Dedi genç adam.
Onun da ''olsun'' deyişi bir o kadar yorgundu. O serin ilkbahar günü her ikisinin omuzlarında kaldırabileceklerinden fazla yük vardı. Uzun sayılabilecek bir sessizliğin ardından klasik sorulara geçildi. Her ikisi de biliyorlardı durumu, fakat bunu açıkça konuşmak oldukça zordu. Zaten çekingen olana güzel kadının dudaklarının arasından bir iki kelime dökülmesi alışılmışın dışında olurdu. Genç adam doğruldu ve duvardaki derin sıva çatlağına anlamsızca bakarak;
-Sen nasılsın?
Diye sordu.
Sorduğu sorunun cevabını biliyordu aslında. Karşısındaki kadının ona söyleyeceği cevabı bile zihninde kurgulamıştı. Ama olsun susmaktan iyiydi sanki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder